Utku Biçer

İlk Büyücü [ANA KURGU]

Huzur ve refahın tükendiği, kılıçların ve gücün hüküm sürdüğü kanlı bir çağdı. O zamanlarda hüküm süren Camelot Krallığı düşmanlarına ve topraklarını parçalamak isteyen herkese karşı koymaktaydı. Saldırıların önünü kesmiş ve düşmanlarını yıpratmıştı, ordularını geri çekip alınan yaraları sarmaya, bir yandan da zaferi kutlamaya başlamışlardı. Kral Arthur krallığının merkezi olarak ilan ettiği Camelot şehrinde kalesine çekilmiş, savaşın yorgunluğunu atıyordu. Her kralda görülmese de çoğu gibi o da güç ve tutkunun peşindeydi. Zevkine düşkün biri olan Kral Arthur her gece başka bir kadın ile beraber oluyordu. Evlenmeyi düşünmediği gibi karşısına hiç aşık olabileceği bir kadın da çıkmamıştı.

Ve yine o akşamlardan biri, kral keyifli bir şekilde tahtında oturuyor, elinde bir kadeh şarabı ile krallığının sefasını sürüyordu. Taht odasının şanı, dört bir yana yayılan cinstendi. Çoğu zaman düşmanlarının kafasını sergilediği Camelot Duvarları’nın ardından bile gelenler burayı görmeden geçmiyordu. Taht, tamamen boş bir duvarın önüne kurulmuş, oyuncak bir prenses sarayını andırıyordu. Kasvetliydi ve kralın şanına yakışacak bir biçimde dizayn edilmişti. Önünde her türlü meyvenin bulunduğu bir tabak ve krala yalakalık yapan birkaç kadın çevresindeydi. Taht odasında kahkahalar sarayın diğer tarafına kadar erişiyordu. O anda kapı açıldı ve muhafızlar kral ile görüşmeye gelen biri olduğunu söyledi. Kral ayağa kalktı ve kapıya; zaferin tadıyla parlayan, doymak bilmeyen gözlerle baktı. İçeriye ağır adımlar ile bir elinde sopası olan yaşlı bir kadın girdi. Çirkin görünüyordu; ancak kendine has bir tarzı vardı. Hiçbir zaman kötü giyinmezdi. Çengeli andıran bir burnu ve burnunun yanında cadılara has bir beni vardı. Suratı kesinlikle yaşına göre çok daha az kırışık barındırıyordu. Ancak gözaltları torbalar halinde sarkmıştı. Kambur olan kadın krala selam vermek için biraz daha eğildi. Kral kafasını sallayarak selamını aldı ve eliyle küçük haremine odayı terk etmeleri için işaret verdi. Beklediği asıl kişi şimdi karşısında duruyordu.

Savaş boyunca sözüne güvendiği tek kişi… Hizmetçiler ve kadınlar koşar adımlar ile kralın huzurundan ayrıldılar. Büyük, eski kapı, en az cüssesi kadar büyük bir gıcırtıyla herkesin ardından kapandı. Kral, mücevherlerle süslü gümüş kadehinden bir yudum aldı ve tekrar tahtına kuruldu. Bu tahtta daha da cüsseli ve tehlikeli görünüyordu. Bakışları tutkunun ve güç isteğinin etkisiyle kısılmıştı ve gözleri bir yılanınkini andırırcasına parlıyordu. Birazdan çatal bir dil çıkarabileceğine rahatlıkla inanabilirdiniz. “Shota, yeni haberlerin mi var? Emin ol ki bütün hainleri püskürttük ve bir daha tekrar Camelot Toprakları’na saldırı yapabileceklerini sanmıyorum!” dedi kral, salonda yankılanıp kendi kulaklarına bile muazzam güçlü gelen sesiyle. Aralıksız konuşmanın ardından bir kahkaha patlattı Kral Arthur. Shota, gülümseyerek, “Lordum, sizin bir görücü olduğunuzdan haberim yoktu. Evet, söyledikleriniz doğru, iki tane kehanette bulundum. Birincisi dediğiniz gibi, düşmanlarınızı püskürttünüz ve artık size tekrar bu denli başkaldırı da bulunmayacaklar. Camelot’ta tek hüküm süren kral siz olacaksınız, şimdilik!” dedi ve yutkundu.

Kralın ona ne kadar güvendiğini biliyordu. Yine de Shota’ya soracak olursanız size asla büyük bir savaş kazanmış krala çok fazla güvenmeyin, derdi. Kral cümlenin sonundaki ‘şimdilik’ ibaresinin de verdiği telaş ile elindeki kadehi kenara fırlattı. Kopan değerli taşların parlak, mermer zeminde çıkardığı yankılanan ses duyuldu. Gür sesi ile, “Şimdilik?! Ne diyorsun Shota, diğer kehanet nedir?” diye söylendi ve bütün saray kralın cümlesiyle yankılandı. Shota, korku ile bir adım geriye çekildi. “Lordum, sakin olmalısınız. Beni korkutuyorsunuz. İkinci kehanetim. Nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum lordum. Yok edileceksiniz, bir çocuk tarafından. Sizin kanınızdan olan bir çocuk tarafından, üstelik bu çocuk sıradan bir insan olmayacak efendim. Büyücü kanını taşıyacak. İlk büyücü olacak! Bu zamana kadar görücüler dışında hiçbir sihirli güce sahip olan insan olmadı. Görücüler de büyü yapabilecek nitelikte bir güce sahip değil, bildiğiniz üzere. Bu çocuk hem sizin için hem de krallığınız için tehlike arz ediyor lordum! Kimse gücünün doruklarını bilemez, hiç kimse. Kehanetimde ise bir çocuğunuz olacağını ve o çocuğun ilk büyücü kanına sahip olacağını söylüyor lordum. Çocuk sizi yok edip, krallığınızı ele geçirecek!” dedi titreyen sesiyle. Bu uzun konuşmadan dolayı nefesi kesilmişti. Lord biraz daha yaklaşsa hırıltılı nefesinden korkusunun kokusunu çekip alabilir miydi keskin burnuyla? Kim bilirdi? Koskoca bir ordunun başını tek kılıcıyla alan bir adamın karşısında duruyordu. Lordun yüzünde –en az Shota’nınki kadar- korku dolu bir bakış vardı, Shota’ya eliyle çıkmasını işaret etti. Kambur kadın dayandığı sopayı da yanında sürüyerek kısa bir selamın ardından tin tin adımlarla odadan çıktı. Kral, taht odasında yalnız kalmış, düşüncelere gömülmüştü. Binlerce kadınla yatmıştı, hangi kadının karnında doğmayı bekliyordu? Hangi kadının karnında babasını öldürmek için büyüyen bir çocuk vardı? Ne olursa olsun, şunu biliyordu: O katili kendi elleriyle yetiştirmeyecekti. Ve Shota’ya güveniyordu. Bunu engelleyemeyecekti. Ellerini havaya açtı ve tüm gücüyle yakardı. Bu tahtın varisi ve katili kim olacaksa Camelot’a iyi baksın diye yakardı. Tüm bu güç hırsının önüne geçen tek şey vardıysa o da kadere olan inancıydı. Ve kader ağlarını örmeye başlamıştı.

Ve örmeye devam edecekti. Biz istesek de, istemesek de.

The Future Of Camelot – Ana Kurgu

Yazar: Utku